Dikdörtgen Prizmanın Yüzeyleri ve Kapanan Kapılar
Bazen hayat, biz bir şeylerin peşinden koşarken, bir anda bir soruyla karşımıza çıkar: “Dikdörtgen prizmanın yüzeyleri hangi bölgededir?” Bu soru belki de sıradan bir matematik problemi gibi gözükse de, bazen en basit şeyler, bir anda içsel dünyamızda büyük dönüşümler yaratabiliyor.
Kayseri’nin soğuk bir kış günüydü. Bütün şehir, donmuş bir tablo gibi duruyordu. Güneşin ilk ışıkları, buz tutmuş pencerelerin ardından içeri sızarak odanın her köşesini yavaşça ısıtıyordu. O gün, okuldan gelince günlüğümü açıp yazmaya başladığımda, kafamda sürekli dönüp duran birkaç şey vardı. Bir taraftan hayatın gidişatından duyduğum bir boşluk, diğer taraftan ise yapmam gereken sorumluluklar. Ama tam o anda, aklımda bir soru belirdi: “Dikdörtgen prizmanın yüzeyleri hangi bölgededir?”
Ve işte, hayatımın dönüm noktasına doğru ilerlerken, bu sorunun ardında yatan anlamı düşündüm. Hadi gel, sana anlatayım.
Bir Prizma Gibi Hayat
Geceyi yalnız geçirmek, duygularımı içimde biriktirmek, Kayseri’nin o hüzünlü manzarasına karşı yazmak bana hep iyi gelirdi. O gün yine böyle bir gündü. Ben de günlük yazmak için masama oturmuşken, dikdörtgen prizmalarının, geometrinin soğuk matematiksel dünyasından gelen bu sorusuyla karşılaştım. İlk başta anlamadım. Ama sonra, o soruyu birkaç kez kafamda tekrarladıkça bir şeyler hissetmeye başladım.
Dikdörtgen prizmanın yüzeyleri, doğruya doğru, bana neyi hatırlatıyordu? O kadar garipti ki. Birkaç yıl önce, tam bu dönemde hayatımda büyük bir değişiklik olmuştu. O değişiklik, bir ilişkiyi sonlandırmak, yeni başlangıçlara adım atmak ve içimdeki tüm kırıkları yerli yerine koymak gibiydi. Her şey, aslında bir prizmanın köşeleri gibi, netti. Ama o kadar keskin ve belirgin değildi.
Bir dikdörtgen prizma gibi hayatımın yüzeyleri de vardı. Ve o yüzeyler, başlangıçlarım, bitişlerim, sevinçlerim ve hayal kırıklıklarım gibi, her an farklı bir şekilde biçimleniyordu. Ama ya sonunda ne oluyordu? Bir şeyin içini tam olarak keşfettiğimizde, her şeyin ne kadar boş olduğunu fark edebiliyor muyduk? Öyle bir anda kalakaldım.
Hayatın Yüzeyleri: Bazen Beklediğinden Farklı
Geometrik bir şekil gibi hayatın her bir parçasını, her bir yüzeyini keskin ve düzgün bir şekilde ayırt etmek mümkün müdür? Zor bir soru. Tıpkı aşk gibi. Aşk, kalbin tam olarak hangi bölgesinde yaşar, diye sorsan; cevabı yoktur. O, zamanla değişir, büyür, yavaşça kırılır ve yeniden şekil alır. Belki de o yüzden hayatımızda bir çok farklı yüzey var. Bazı yüzeyler parlak, bazılarının köşeleri törpülenmiş, bazılarıysa hiç dokunulmamış gibi duruyor.
Bir zamanlar hayatımda biri vardı. Adı Ahmet’ti. Onunla ilişkimiz, tıpkı bir dikdörtgen prizma gibi, başlangıçta kusursuzdu. Her şey düz ve netti. Yüzeyler birbirini tamamlıyordu, her şey doğruydu. Ama sonra, tam o keskin köşelerde bir şeyler çatlamaya başladı. Ne yazık ki bir gün, Ahmet’in gözlerinde o ilk bakıştaki heyecanı, sevdayı bulamadım. Prizmanın yüzeyleri, içi boş bir kutu gibi hissettirmeye başladı. O an, bu ilişkinin artık sadece bir “şekil” olduğunu fark ettim. Sonra, o ilişkiyi bitirmem gerekti. Tıpkı matematiksel bir hesaplama gibi, düzgün ama acı verici bir sondu.
Bir Yüzeyin Çatlaması: Kapanan Kapılar
Bazen hayat, biz bir şeylere saplantı haline getirdiğimizde karşımıza sert bir şekilde çıkar. Kapanan kapılar, yüzeylerin çatlaması gibi gelir. Bir şeyin sonlandığını bilmek, ama o sonun ardından, içindeki boşluğu görmek… Bu, insanı her zaman düşündürür. Yüzeylerin her birini daha dikkatli bir şekilde incelediğinde, aslında her şeyin bir anlamı olduğunu fark edersin. O yüzden dikdörtgen prizma, bana sadece bir matematik problemi gibi gelmiyor. O, aslında hayatın anlamını keşfetmeye çalışan bir metafora dönüşüyor.
Yüzeyler, bir şeylerin geçmişte kaldığını gösterir. Ama bir de o yüzeylerin ardındaki bölge var, o bölgeyi biz aslında “gelecek” olarak adlandırıyoruz. Geleceğe doğru attığımız her adımda, o yüzeyin daha fazla yer kapladığını hissediyoruz. Ahmet’le ilişkimizde, o yüzeylerin her biri farklı birer bölgeydi. Başlangıçlar, ortalar, ve bitişler… Hepsi kendi içinde bir bölgeye, bir alana işaret ediyordu. Ama her şeyin sonunda o “bölge”de ne kadar gerçek olduğumuzu sorgulamaya başladım. O yüzeyler, tıpkı benim gibi bir insana benziyordu: Kırılgan, ama zamanla daha güçlü bir hale gelen.
Dikdörtgen Prizma ve Geleceğin Yüzeyleri
Ve bugün, bu yazıyı yazarken, o soruyu tekrar tekrar düşündüm: Dikdörtgen prizmanın yüzeyleri hangi bölgededir? Yavaşça fark ettim ki, cevap çok basit: Aslında tüm yüzeyler, birbirini tam olarak tamamlayan bölgelerdir. Geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki köşe noktaları birbirine bağlanır ve her bir bölümde başka bir hikaye vardır. Geometrinin soğuk ve katı mantığı, insan hayatındaki kırılganlıkları asla anlatamaz.
Hikayemin sonu ne olur? Kim bilir. Ama bir şey kesin: Hayat, bazen matematiksel bir düzene girse de, onun tam içine girip her köşesini hissederek yaşamak, insana ne kadar derin bir anlam katıyor. Şimdi düşünüyorum da, her yüzeyin ardında bir anlam varmış gibi hissediyorum. Belki de, bir gün, bu yüzeylerden birinde gerçekten huzuru bulurum.
Yazımı bitirirken, tekrar soruyorum: Dikdörtgen prizmanın yüzeyleri hangi bölgededir?