Peygamber Efendimiz Namazdan Sonra Nasıl Dua Etti?
Bir Genç, Bir Dua ve Bir Hayatın Derinliklerine Yolculuk
Kayseri’nin sokaklarında yürürken, yavaşça soluduğum hava, bana hep aynı duyguyu getirir: Huzur. Ama son zamanlarda, bu huzurun yanında başka bir şey de var. Bir eksiklik, bir kaybolmuşluk hissi. İçimde bir boşluk var gibi… Huzurla dolu olmanın yanı sıra bir arayış da hissediyorum. Hani bazen insanların gözlerinde aradığın, ama bulamadığın şey vardır ya; işte o. Bir şeyler eksik ama ne olduğunu tam olarak kestiremiyorum.
Dün akşam, namazdan sonra biraz düşünmek istedim. Öyle anlar vardır ya, bir şeylere anlam vermek için bir an durursunuz. O anlardan biriydi. Elimi dua için açtım, ama nasıl dua edeceğimi tam olarak bilmiyordum. Çoğu zaman dua ederken içimde bir rahatsızlık olur; çok mu istemek, çok mu dilemek yanlış olur diye korkarım. Bir anda aklıma Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) namaz sonrası duaları geldi.
Peki ya gerçekten nasıl dua ederdi? O en derin anlarında, yalnız kaldığı o vakitlerde, O’nun kalbindeki hisler neydi?
Peygamber Efendimizin Dua Anı
Peygamber Efendimiz (s.a.v) namazdan sonra genellikle ellerini kaldırarak Allah’a dua ederdi. İnsanın içindeki o sıkıntıyı, kalbinin derinliklerinde hissedilen yalnızlığı anlamak için sadece O’nun dua anlarını düşünmek yeterli. Çünkü Peygamber Efendimiz, her an Allah’la olan derin bağını her fırsatta hissederdi. Namazda, O’nu en yakın hissedebileceğimiz anlardan biriydi. Ama asıl ilham verici olan, namaz sonrası duaya geçerkenki haliydi.
Bir gün, namazını bitirip ellerini kaldırarak dua ederken, kalbinin nasıl bir içtenlikle Allah’a açıldığını hayal ettim. Belki de bu yüzden, O’nun dua ettiği o anları düşünmek, bana bir yol gösterici gibi geldi. Namaz sonrası ellerini açar, Allah’a olan derin sevgisini ve sadakatini dile getirirdi. Dua ederken, O’nun gönlünde tüm dünya ve evrenin yükü varmış gibi gelir, ama buna rağmen ne bir şikâyet, ne de bir huzursuzluk bulunurdu. Sadece saf bir teslimiyet ve sonsuz bir güven.
İçimdeki Boşluk: Bir Dua, Bir Sorunun Ardında
Gece geç saatlere kadar düşündüm, dua ederken neyi eksik bırakmıştım? Duygularımın öylesine yoğun olduğu bir anda, Peygamber Efendimiz’in duaya başladığı anları hayal ettim. O anın içindeki huzuru, içindeki güveni ve teslimiyeti… İşte ben de dua ederken O’na yakın olmaya çalışıyordum. Ama bir eksiklik hissi vardı. Ne kadar dua etsem de, içimdeki boşluk geçmiyordu.
Bunu derken, belki de hayatın aslında basit olduğunu unuttuğumu fark ettim. Peygamber Efendimiz, dua ederken bile en büyük duyguyu “tevhid”le, tek bir Allah’a yönelerek yaşardı. Benim içimdeki boşluk da aslında bu olmalıydı. Hayat bazen karmaşık görünse de, gerçek huzur Allah’a yönelmekte yatıyor. Dua, bir yönüyle Allah’ın kudretine teslim olmak, diğer yönüyle ise insanın içsel dünyasını O’na açmasıdır.
Böyle düşündükçe, içimdeki o boşluk biraz daha azalmaya başladı. Peygamber Efendimiz’in namaz sonrası ettiği dua, bana aslında aradığım huzurun kapısını aralıyordu. Dua sadece kelimelerle yapılan bir ritüel değildi, kalbin derinliklerinden gelen bir çağrıdır. Benim kaybolmuş hissettiğim anlarda, o dua bana doğru yolu gösteriyordu.
Bir Dua, Bir Umut: Huzura Giden Yol
Kendi içimdeki boşluğu dua ile doldurabildiğimi fark ettiğim an, aslında kalbimdeki tüm hislerin de değişmeye başladığını hissettim. Peygamber Efendimiz’in duasındaki o samimiyet, içtenlik ve teslimiyet bana bir şeyler anlatıyordu. “Allah’a inanarak” dua etmek, hayatta her şeyin en doğrusunu bulmak demekti. Çünkü O’na yönelmek, içindeki boşluğu fark etmek ve O’nun kudretine güvenmekti.
O an fark ettim: Dua ederken, kaybolan şeylerin, kaybolan umutların geri döneceği hiçbir zaman kesin değildi. Ama dua, her zaman yeni bir başlangıçtır. İçinde güven ve huzur barındıran, kalbinin derinliklerinden gelen bir çağrıdır. Peygamber Efendimiz’in dua ettiği o anları hayal ettiğimde, benim için dua etmek sadece dileklerde bulunmak değil, her şeyi Allah’a teslim etmektir.
O gece dua ederken, kaybolan şeylerin yeniden yerine gelmeyeceğini düşündüm ama yine de içimde bir umut vardı. Dua, bir arayıştı, kaybolan duyguları geri getirmek değil, Allah’a güvenmeyi ve her durumda O’na sığınmayı öğrenmekti.
Sonunda anladım ki, Peygamber Efendimiz’in dua ederken hissettiği o huzur, insanın ruhunda her zaman var olmalı. Bu huzuru bulmak için dua, belki de aradığım eksik parçayı bulmama yardımcı oluyordu.